
Bugün Tubitak UEAKAE dergisini okurken,basit bir kriptoloji dikkatimi çekti.Eskiden uygulanan bu sistemin adı “Sezar Şifreleme Yöntemi”,yöntemin mantığı çok basit fakat o dönem de insanların şifrelemeye uzak olduğunu düşünürsek,anlaşılmasının neredeyse imkansız olduğunu düşünebiliriz.Bu şifreleme sistemi her ne kadar şifrelendiğinde karışık gözüksede çok basit bir mantık üzerine oturtulmuş,bu mantıkta harflerin alfabede itelenmesi yöntemi kullanılıyor.Hemen bir örnek ile pekiştirelim;
Şifresiz Metin : i l h a n b a h a r
Şifreli Metin : l o j ç p d ç j ç t
Bu sistemleri çözmek istediğimizde şöyle düşünebiliriz;Tekrar eden harfler var.Örneğimize dikkat edersek “ç” harfi birçok kez tekrar ediyor.Bu demektir ki düzenli bir alfabe kaydırma ya da benzeri bir kural yöntemi ile şifrelenmiştir.Yukarıda ki örneğimiz 3 harf kaydırma yöntemine göre şifrelenmiştir.Her harfin farklı bir şifrelenme sistemi olması durumunda çözümlemek oldukça zor olabilir.Ancak bu tarz alfabenin tamamı başka harflerle eşleştirilmiş ise şifreli metini bulmamız için,29 harften oluşan Türk alfabesini varsayarsak 28 deneme sonucunda şifresiz metine ulaşabiliriz.2500 den fazla harften oluşan çin alfabesi ile şifrelenmiş bir metini bulmak biraz vaktinizi alabilir.En azından kağıt kalem ile çözmek istiyorsanız
Şifreleme de önemli noktalardan bir tanesi de elinizde ne kadar çok şifrelenmiş metin bulunduğundur.Çünkü bu şifrelenmiş metinler arasındaki ilişki metin uzatıkça daha kolay ortaya çıkar.Şimdilik şifreleme ile ilgili anlatacaklarım bu kadar,yakında tekrar görüşmek üzere…
Merhaba Arkadaşlar,
Bugün sizlere belki hoşunuza gitmeyecek bir açıklama yapacağız.Büyük bir inanç,özveri ve istekle kurmak istediğimiz Bilişim ve Teknoloji Topluluğumuz,resmi olarak hayata geçene kadar tüm faaliyetlerini durdurmuştur.Kurulmadan önce yaptığımız tüm faaliyetler Bilgisayar Mühendisliği etkinliğidir.
Bizler içimizdeki çalışma azmiyle topluluğun biran önce hayata geçmesi,hep birlikte büyük işler başarabilmemiz için zaman zaman hocalarımızı dahi karşımıza almışızdır.Ancak dönüp baktığımızda hocalarımızın da bürokrasi engeline takıldığını fark etmemiz bizim açımızdan üzücü olmuştur.Şimdi ise tek yapabileceğimiz topluluğumuzun kurulumunun takipçisi olmaktır.
Bizler M.Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Sizler, yani yeni Türkiye‘nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz… Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.” Sözünü esas alarak bireysel olarak çalışmaya devam edeceğiz.Burada ki bireysellikten kastımız topluluğumuza üye olan herkesi içermektedir.Çünkü bizi “biz” yapan bu birlikteliğimizdir.
Arkadaşlar,biz bir kıvılcım yaktık.Bunu ateşe çevirecek olan sizlersiniz.Topluluğumuzun kurulması,gelişmesi süreçlerinde her zaman olduğu gibi yine yanımızda olmanızı istiyoruz.Tüm üyelerimizin katıldığı demokratik,özgür ve çağdaş bir toplulukta birlikte olmak dileklerimizle…
Trakya Üniversitesi,Bilişim ve Teknoloji Topluluğu olarak gittiğimiz Cebit Fuarından tam olarak beklediğimi alamadım diyebilirim.Çok fazla farklı teknolojiler yer almadığı gibi,gsm şirketlerinin yer almaması da dikkatimi çekti.Bu yıl ücretsiz bilet dağıtımını çok az yapan Cebit,kalite olarak 2.sınıf firmaları da ağırlamış.Hal böyle olunca kalite biraz düşmüş…
Her yıl olduğu gibi bir ton broşörü almamak için çok büyük çaba sarf ettim.Ancak gerçekten görünüş olarak seçilmiş bayan arkadaşları kırmak hiç hoş değildi.Çeşitli firmalar ile sponsorluk görüşmeleri yaptık.Bunlardan umarım olumlu geri dönüşler olur.
Yemek olayına gelince Cebit içersinde yer alan Sardunya adlı cafenin fahiş fiyatlarını buradan kınıyoruz.Piyasa fiyatlarının 5 katı üzerinde satan Sardunya cafe de yer bulmakta oldukça zordu.Bize tekrar giremeyeceğimizi söyleyip,dışarı çıkarmayan Cebit ailesine de teşekkürü borç biliriz.Keza dışarda fast-food mağzalarına çıkabilseydik,karnımızı doyurmuş şekilde geri dönebilirdik.
Bu yıl ki Cebit özetlememiz gerekirse,beklentilerden çok uzak…
Seneye daha kötü bir Cebitte görüşmek üzere…
Bu şarkının bir hikayenin ardından yazıldığı söylenir.Bir çok farklı hikaye olsa da benim duyduğum en mantıklı hikaye şu şekildedir;1969 yılında hikayenin kahramanı olan adam yaz tatili yapmak üzere yola çıkar.Gideceği yere varmadan önce yol üstünde sevimli,sıcak bir otel görür ve bir süre dinlenmek adına bu otele yerleşir.Bu otelin adı “Hotel California”dır.Otelde geçirdiği ikinci günüde yan odada kalan,hoş bir bayanla tanışır.Kısa sürede arkadaşlıkları,hemen ardından aşkları başlar.Bu aşk öylesine büyük olur ki ikiside tüm yazını orada geçirmeye karar verir.Bir rüya gibi geçen yazın ardından artık gitme vakti gelmiştir.Gitmek ile kalmak arasında büyük bir tereddüt yaşarlar.İkisi de cevabın birlikte olmak olduğunun farkındadırlar ama yine de aşklarını test etmek isterler.
Birlikte bir karar alırlar;diğer yaz,tanışdıkları güne kadar birbirleri ile hiç görüşmeyeceklerdir.Eğer bu süre zarfında birbirlerini unutmaz ve içlerinde yanan aşkın ateşi sönmezse,ömür boyu birlikte olacaklardır.Ayrılırlar,bir yıl geçer…
Adam çok büyük heyecan içersinde otelin yolunu tutar.Otele ulaştığında ise beklemedik bir şok ile karşı karşıya kalır.O sımsıcak insanların yer aldığı,hayatının aşkını tanıdığı otel şimdi yerle bir olmuştur.Dün çıkan yangında otel tamamen yanmış,içersindeki onlarca kişi yanarak ölmüştü.Ölenlerin arasında,heyecandan bekleyemerek buluşacakları günden bir gün önce gelen hayatının aşkı da vardı.Bu acıya dayanamayan adam intihar eder.Mutlu bir aşk hikayesi kötü bir sonla biter.
Bu hüzünlü hikayeden esinlenerek Eagles grubu “Hotel California” parçasını yazarlar.Parçada hikayenin başı ve sonu bilerek kullanılmaz.Genel olarak otelin sıcaklığından bahsederler.