Bu kadar sevebilir misiniz?

ilhan bahar tarafından 28 Kasım 2008 tarihinde yazılmıştır.
1 Yorum


Bir otobüs durağında karşılaÅŸmışlardı ilkÂ
kez… 

Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilkÂ
karşılaşmadan sonra,bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için,hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler.

Gençtiler, çok genç… 

Birbirileriyle konuÅŸacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda baÅŸardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmiÅŸti otobüse, kız ise ablasında… Sırf birbirlerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, ÅŸehrin öbür ucundaki duraÄŸa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra… 

Okullarını bitirince hemen evlendiler.Â
Mutluydular hem de çok mutlu… Bazen iÅŸsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmiÅŸti ki yürekleri ve elleri hiçbir ÅŸeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uÄŸrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uÄŸuruna bitip-tükeniveren sevgilerden deÄŸildi onların ki… 

Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü…
Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine raÄŸmen çocuk sahibi olmayınca, ‘bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur’ diyerek devam ettiler hayatlarına.

Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler… 

‘Senin için ölürüm’ derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam da ‘Hayır, ben senin için ölürüm’ diye yanıt verirdi hep… 

Bazen eve geldiÄŸinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın,Â
‘Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak….
‘Kütüphanenin ikinci rafında baÅŸka bir not olurdu,
‘Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiÄŸimi sakın unutma’ Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koÅŸturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiÄŸi çikolatalar, kimi zaman da pahalı armaÄŸanlarla karşılaşırdı… Aldığı hediyenin ne olduÄŸu önemli deÄŸildi ya zaten…. 

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler.

Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye baÅŸladı.Â
Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. 

Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde ’satılık’ levhası asılı olan. 

‘Ne dersin, bu evi alalım mı?’ dedi adama.
‘Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile.Â
Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceÄŸimiz bir deniz evi yapalım burayı…’ 

‘Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?’ diye yanıt verdi adam. ‘Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı… Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık….’ 

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu, adam Amerika’ya giderken. Her gün , her saat konuÅŸtular telefonla. 

Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. 

Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduÄŸunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuÅŸmaktan kaçınıyordu. Onu neÅŸelendirmek için,Â
sahildeki evi hatırlattı ve çizdiÄŸi projeyi verdi kadın ama hiç beklemediÄŸi bir cevap aldı: ‘Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut…’ 

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. 

Derdini söylemesi için yalvardı adama, ‘Senin için ölürüm,Â
biliyorsun, ne olur anlat’ diye dil döktü boÅŸ yere… Yıllardır sevdiÄŸi adam,Â
duyarsız ve sevgisiz biriyle yer deÄŸiÅŸtirmiÅŸti sanki. Ona ulaÅŸmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreÄŸi… 

Bir gün, çocukluÄŸunun, gençliÄŸinin ve bütün hayatının birlikte geçtiÄŸi arkadaşına dert yanarken, ‘Artık dayanamıyorum, sana söylemekÂ
zorundayım’ diye sözünü kesti arkadaşı. ‘O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen.Â
Sonra sarmaÅŸ dolaÅŸ biniyorlar arabaya…

‘Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları’ diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı…. Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduÄŸunu anladı… Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın… 

AkÅŸam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp,Â
bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. 

İnkâr etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında…

Ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, ’son bir kez kucaklamakÂ
isterim seni’ diyecek oldu ama kadın, ‘defol’ dedi nefretle… 

İlk celsede boÅŸandılar… Modern bir aÅŸk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. ArkadaÅŸlarının desteÄŸiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.Â
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleÅŸtiÄŸini öğrendi. 

Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiÄŸini hissedince, aÄŸlama nöbetleri geçiriyor, aÅŸkın yerini, en az onun kadar yoÄŸun bir duygu olanÂ
nefretin alması için dua ediyordu. 

Aradan bir yıl geçti… Her ÅŸeyin ilacı olduÄŸu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı.

Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. ‘Sen, buraya ne yüzle geliyorsun’ diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. 

‘Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuÅŸmamız gerekiyor.’ dedi genç kadın.

Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: 

‘Hiçbir ÅŸey göründüğü gibi deÄŸil aslında. Çok üzgünüm ama oÂ
bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediÄŸin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceÄŸini biliyordu. Seni kendinden uzaklaÅŸtırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. 

Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleÅŸtiÄŸimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaÅŸtığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuÅŸtu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaÅŸmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiÅŸtim Sana bu kutuyu vermemi istedi.’Gözlerinden akan yaÅŸları durduramayacağını biliyordu kadın… 

Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda. 

İlk kâğıtta, ‘Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem’ diyordu… Sırayla okudu; 

‘Seni çok sevdim’, 

‘Seni sevmekten hiç vazgeçmedim’, 

‘Senin için ölürüm derdin hep, doÄŸruÂ
söylediÄŸini bilirdim.’ 

‘Fakat benim için ölmeni istemedim’ 

‘Åžimdi bana söz vermeni istiyorum.’ 

‘Benim için yaÅŸayacaksın, anlaÅŸtık mı?’

son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduÄŸunu gördü kadın… Ve son kâğıtta ÅŸunlar yazılıydı: 

‘Sahildeki evimizi senin çizdiÄŸin projeye göre yaptırdım.Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım….’

Şunlar da ilginizi çekebilir;

  • FriendFeed'de PaylaÅŸ
  • Facebook'ta PaylaÅŸ
  • Twitter'da PaylaÅŸ
  • 
    1. deniz diyor ki:

      bunlar alıntı mı senin eserin mi bilmem ama çok güzel olmuş.Ölesiye aşkın nasıl bişi olduğunu anlatan çok güzel bir öykü.

    Bu yazı hakkında yorum yapın...





    
    Hemen hatırlatalım, bu sitede yer alan bütün dökümanlar 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun koruması kapsamındadır. 2008-2010 ©
    Siteden çalıntı değil alıntı yapmak isteyenlerin siteye link vermesi kafidir. "Ben link vermem direk çorlarım" diyenlerde ifşa edilecektir. Siteyi kodlamadık çünkü kodlanmışı (WordPress) vardı. Arama motorları ile arayı iyi tutmak adına Sitemap ekledik, temasını kullandığımız anarşik çocuğu da link verip, bu kısmı sonlandırmış olduk, hayırlı olsun.